Montag, 1. Dezember 2014

Bloğunuz Mutfağınızdır

Her zamanki gibi elimde kahvem internette bloğumu daha nasıl geliştirebilirim, kolay okunmasını nasıl sağlayabilirim, son dönemlerde yeni çıkmış bloğuma ekleyebileceğim yararlı gadgetlar var mı diye araştırma yapıyordum ki Blog Hocam’a rastladım. Bugüne kadar rastlaşmamış olmamızı da anlayamadım, geç keşfettiğim için üzüldüm.

 

Hemen okumaya başladım tıpkı uzun süre koşmuş da ilk gördüğü çeşmeden kana kana su içen biri gibi yazıları yalayıp yutmaya başladım derken konuk yazar köşesini gördüm. Hem bir yazar hem de bir okuyucu olarak en rahatsız olduğum konuyu yazmaya karar verdim.

 

bloghocam1

 

Yaklaşık 2 senedir bilfiil bloğumu yazıyorum. Blog yazarlığının ise iki bölümden oluştuğuna inanıyorum. Bunlardan bir tanesi üretim kısmı ki bu kısmımda bloğunuza hayat verecek yazıları hazırlama, düzenleme kısmı var yani işin mutfağı. Diğer kısmı ise hazırladığınız bu yemekleri sunacağınız vitrininiz; sonuçta ne kadar güzel yemekler hazırlarsanız hazırlayın eğer vitrininiz kötüyse kimse mutfağınıza girip yemeklerinizin tadına bakmak istemeyecektir.

 

Bu tam aksi içinde geçerlidir harika bir vitrininiz vardır ama yemekleriniz berbattır, o zaman da vitrininize aldanan iki üç kişi mutfağınıza girecek ama girmesiyle çıkması bir olacaktır. Belli bir zaman sonra da kötü ününüz yayılacak hakkınızda vitrini çok güzel ama yemekleri berbat sakın gitmeyin diyeceklerdir.

 

İşin püf noktası bu ikisi arasındaki dengeyi sağlayabilmektir. Okunası bir blog için hem lezzetli yemekler hem de güzel bir vitrin gerekmektedir. Peki güzel vitrin demek sağda solda yanan ışıklar, büyük puntolar, gereksiz gadgetlar, siz mouse imlecini hareket ettirdikçe ekranda dolaşan bir yıldız yada ekranda sürekli akan kar taneleri midir ? Hayır, tam aksine şık bir mutfak, vitrinin dikkatinizi dağıtmasına izin vermeden yemeği seyredebildiğiniz bir yerdir. Temizdir, ferahdır , görünce içiniz açılır, şöyle kafanızı içeri uzatıp o akşamın menüsü neymiş bakmak istersiniz. Bu yüzden çiçekli , allı güllü yada koyu renkli arka planlar yerine açık renkli ve mümkünse desensız blogger temalarını tercih etmelisiniz.

 

Bloggerın bize sunduğu hizmetlerin elbette ki sınırları vardır; bu yüzden tasarımınızı yaparken manuel olarak kendinizde bazı eklemeler yapabilmeli bloğunuzu okuyucuların oradan oraya savrulacağı dağınık bir tezgah olmaktan kurtarıp; orayı aradıklarını kolayca bulabilecekleri bir yere dönüştürebilirsiniz. Bunu oluştururken de kendinizi baz almalısınız şöyle ki ben bir bloğa hatta bir internet sitesine girdiğimde nelerden hoşlanıp nelerden rahatsız olurum sorularını kendinize sorarak ve bu cevaplardan yola çıkarak yalın ancak kaliteli içerik yaratan bloglar oluşturabilirsiniz.

 

bloghocam5.jpg

 

Bloggerın özelliklerini yavaş yavaş keşfettikten ve bunlar üzerinde kendim hafif hafif oynamaya başladıktan sonra ‘sayfalar’ sekmesini kullanarak bloğumdaki ana konuları ayrı ayrı kümelediğim bir yapı oluşturdum ve bu hem yazılarımın okuyucu tarafından atlanmadan birebir okunabilmelerini sağladı hem de derli toplu bir görünüm oluşturdu. Unutmayın ki okuyucunuz bloğunuza girdiğinde aradığı bir bilgi için ilgisini çekmeyen onlarca yazı ile cebelleşmek zorunda kalmamalı hemen ilgi alanı olan konu ve bu konuya yakın yazıları bulabilmelidir.

 

Tavsiyem blog sahiplerinin içerik oluştururken gösterdikleri özeni bloglarının tasarımları içinde göstermeleridir. Aslında tüm misafir konukların ve blog hocamın birçok yazısında altını çizdiği gibi blog işi ciddi emek isteyen bir iş. Okuyucu sayısının fazlalığı, bilinirliğin artması gibi şeyler ise siz ortaya iyi bir iş çıkarınca otomatikman gelecektir. Takipçi yada izleyici sayısını arttırmak içinse her önünüze gelen blog yazısına ‘cicim seni takibe aldım bana da beklerim’ ‘şekerim seni izliyorum sen de gel beni izle’ yazmak yerine, ilgi alanınıza giren yazılara kaliteli yorumlar bırakarak blog sahibinin sizin hakkınızda merak duymasını sağlayarak yazarı bloğunuza çekebilirsiniz.

 

Bloğu şirketiniz gibi düşünün para kazanın veya kazanmayın burasını bir iş yeri gibi hayal ederseniz ve her iş gibi blog yazmanın da bir adabı ve ciddiyeti olduğunu düşünürseniz ve bunu uygulamaya geçirirseniz başarılı olmama ihtimaliniz yoktur. Bu arada hepimiz bloglarımızı özgür olduğumuz ve bize ait olan yegâne alanlar olarak görüyoruz. Ciddi blog yazmak kendinizi sıkıcı bir işin altına sokmak değildir. Ciddi blog yazmak belkide dünyanın en eğlenceli konularını sistematik ve okuyucuyu yormayan bir şekilde paylaşmaktır. Unutmayın bloğunuz sizin mutfağınız; güzel yemekleriniz ve güzel bir mutfağınız olursa ayakta bekleyen onlarca müşteriniz olabilir.

 

Eğer yazım yayınlanmaya uygun görülürse ve siz bu yazıyı okuyorsanız bende sizleri mutfağıma beklerim. Benim mutfakta doğrular neler, yanlışlar neler bakıp fikir verenler olursa dünyanın en mutlu insanı olurum. Çünkü eleştirildikçe daha iyiye gideceğimize olan inancım sonsuzdur.

 

Yazar Hakkında: Zeynep Harikalar Diyarında, 2012’den beri bloğunu yazmaktadır. Banner’ından, tasarımına kadar bloğunun her şeyiyle kendisi ilgilenir. Burası kendin-yap ( DIY) projelerinin ağırlıklı olduğu ama dikiş, doğum günü ve süsleme konularında okuyucular ile ücretsiz birçok bilgi ve görselin paylaşıldığı neşeli bir blogdur.

Sonntag, 30. November 2014

Adventsleiter



Schon morgen beginnt der Countdown bis Weihnachten und ich muss gestehen, unser Adventskalender heuer war eine Ruck Zuck Aktion. Ausserdem hatte ich lange so gar keine Idee, wie er aussehen sollte, bis ich letzte Woche bei Depot über diese tolle Leiter gestolpert bin (im wahrsten Sinne des Wortes) und sie sich mir geradezu an den Hals geworfen hat. Deshalb musste sie dann auch mit, denn neben der wunderschönen Optik ist sie auch wahnsinnig praktisch. Nachdem sie nämlich als Adventskalender ausgedient hat, stell ich sie zu mir in die Garderobe und behänge sie mit meinen Schals und Tüchern. Oder ich lass sie da stehen und sie darf einfach nur hübsch aussehen. ;-)




Für den Kalender selbst habe ich einfache, weiße Papiertaschen verwendet, die ich mit verschiedenen Schwarz Weiß -Tierbildern (online ausgesucht) beklebt und mit selbstklebenden Zahlen ( aus dem Bürobedarf ) ergänzt habe. Um es noch ein wenig weihnachtlicher zu gestalten, dürfen natürlich Sterne auf keinen Fall fehlen. Mit kleinen Anhängern an den Papiertaschen oder in Form aufgefädelter Holzkugeln. Und um nicht ganz so unprätentiös daher zu kommen, schmückt noch eine wunderschön funkelnde, edle Sternengirlande unsere Adventsleiter.











Ich wünsche euch allen noch einen ruhigen und vor allem schönen ersten Advent mit euren Lieben!
Alles Liebe,
Rebecca

Schwarze Sternengirlande: wunderschön-gemacht
Holzsterne: Dawanda
Leiter, Papiertaschen + Deko: Depot
NUR FÜR DICH Stempel: Bastis Rike







Freitag, 28. November 2014

Muzlu Trileçe / Karamelize Muzlu Kek





Pekala... Uzun zaman oldu. Pek güzel ve rahat günler geçirdiğimi söyleyemem son bir buçuk ay içinde. Ama bunlardan bahsedip sizi de ortak etmeye niyetim yok. Kendi kendine her şeyi dert eden, çok fazla düşünen bir insanım, kendimi üzüp duruyorum bu yüzden. Neyse ki toparladım çünkü yalnız yaşadığım evden çıkıp ailemin yanına taşındım. Şişli'nin iğrenç trafiğinden, kirli havasından, pencereden bakınca binadan başka bir şey görünmeyen manzarasından, huysuz ve resmen "moral bozma makinesi" ev sahibimden sonra burası bana cennet gibi geldi. En önemlisi yalnız değilim, annem babam yanımda. Zaten beni toparlayan da bu. Tabi bu bir yemek blogu, ben de kimseye öğüt verecek biri değilim ama şunu anladım ki insanın ailesi yanındaysa ve onu destekliyorsa geri kalan her şey önemsiz.


Tamam. Gelelim Muzlu Trileçeye. Trileçe hayranı değilimdir, hatta bir kere yaptım sırf denemek için bir kere de dışarda yemiştim arkadaş ısrarı ile. Kısacası normal karamelli triliçe bana göre değil. Frambuazlısını denemem bile. Zaten dışarda abuk subuk ne olduğu belli olmayan soslarla yapıyorlar. açıkçası lokma bile almam. 


Ama bu muzlu kek? Aslında buna trileçe demek zaten haksızlık. Nasıl anlatsam ki? 

Muzlu ve kahverendileştirilmiş tereyağlı kek, ki kendisi hayatımda yediğim en lezzetli muzlu kek diyebilirim.
Bu keke ıslaklığı veren yoğunlaştırılmış süt. 
Kekin üzerinde kalın bir kat çırpılmış krema
Ve derin bir nefes alın, en üstte de karamelize muz. 



Ben bu keki aslında kendim yiyeyim diye yapmamıştım, sırf denemek için yaptım. Bana çok tatlı gelir diye düşündüm. Fotoğrafladıktan sonra bir lokma alıp tadına bakmak gibi bir hata yapmamla o dilimin bitmesi bir oldu. Evdekiler yerken aynen magnum ve biskolata reklamlarındaki kadınlar gibi "mmmm, hmmmm, off" eşliğinde yediler. Gözlerini kapatanlar bile vardı, anlayın işte. Ben bile 2 dilim yedim üst üste.

Meşakatli gibi gelmesin size, biraz zaman alıyor ama kesinlikle aldığı zamana değiyor. Hatta az bile o zaman, helal olsun harcadığım enerji ve zaman bu keke. haha. 

Hmm...

Keki yaparken önemli bir nokta var,  yumurta beyazlar ayrı çırpılacak ve kar gibi olana kadar çırpılacak. 

Mümkünse esmer şeker gereken tariflerde esmer şeker kullanın. Yoksa zaten yapacak bir şey yok ama alabilecek/bulabilecek durumdaysanız mutlaka öneriyorum. 

Yoğunlaştırılmış süt sizi korkutmasın, tek yapmanız gereken süte şeker ekleyip, bir süre pişirmek, hepsi bu. 

Tereyağ kahverengileştirmek de oldukça kolay, yapmanız gereken bir mikar tereyağı derin ve kalın tabanlı bir tavaya alıp rengi koyulaşıncaya kadar onunla ilgilenip zamanında ocaktan almak. Açık renk tabanlı bir tava kullanırsanız ayırt etmek daha kolay olur. Bu işi ayrı bir postta detaylı olarak anlatacağım. 

Karamelize muz kısmı da yine zorlamayacak. Tereyağında muzlar biraz çevrilip üzerine esmer şeker eklenip biraz da öyle pişiriliyor. 

Tarif çok sevdiğim How Sweet Eats'ten adapte edildi. Orijinal tarifte kek burda bulunmayan birkaç malzeme ile ıslatılıyordu. Bunun yerine ben sadece yoğunlaştırılmış süt kullandım. 

MUZLU TRİLEÇE / MUZLU KEK



MALZEMELER:

Kek:
350 gr un (2.5 su bardağı)
2 çay kaşığı kabartma tozu
1/4 çay kaşığı tarçın
1/4 çay kaşığı tuz
125 gr tereyağı (kahverengileştirilmiş)
2/3 bardak süt
1 çay bardağı (100 gr kahverengi şeker)
1/2 çay bardağı toz şeker (50 gr)
2 yumurta (sarısı ve beyazı ayrı)
4 muz (ezilmiş, püre, olgunlaşmışı makbul)
vanilya

Krema
1 paket süt kreması (önceden soğutulmuş)
2-4 yemek kaşığı pudra şekeri


Yoğunlaştırılmış Süt: 
600 ml süt 
1.5 su bardağı toz şeker

Karamelize Muz
3 muz (çok kahverengi olmasın, mümkünse de diri olanlardan)
3 yemek kaşığı tereyağ
3 yemek kaşığı kahverengi şeker
1 tutam tarçın ve 1 tutam tuz


METOD:

(bu tarifle klasik boylardaki borcamı dolduracak kadar hamur çıkıyor) 

Önce tereyağı kahverengileştirin. Bunun için 125 gram tereyağı açık renk tabanlı bir tavaya alıp orta ateşte eriyene kadar bekleyin. Eridikten sonra gözleriniz üzerinde olsun, bir süre sonra köpürmeye başlıyor, heh işte tam bu anda karıştırmaya başlayın. Renk koyulaşmaya başlayacak ve açık amber gibi bi renk alacak. Bir süre sonra bu kahverengiye dönüşecek ama çok tutarsanız da yakarsınız. Minik koyu kahve partiküller zararsızlar, lezzet veriyorlar. Onlardan korkmayın. Burda fotoğrafladım aşama aşama. bir dahaki sefere makinayla çekip bunun açin ayrı bir yayın yapacağım, o zamana kadar bunlarla idare edin. :/ Ben yarım ölçü yaptığım için keki yağ biraz az duruyor, görmezden gelin. :) 

Yağ hazır olunca tavadan alın ve oda ısısına yaklaşması için bir kupaya-kaseye boşaltın. 

Muzları çatalla veya mutfak robotu ile ezin. Çatalla da çok rahat püre yapılıyor. 

Borcamı veya kalıbınızı tereyağ ile yağlayıp, un serpin. ( ben pişirme kağıdı kullandım)

Bir kaba unu, kabartma tozunu, tarçını ve tuzu eleyin. 

Ayrı bir kapta Yumurta sarılarını ve şekeri kremamsı bir kıvam alana kadar çırpın. Muzu ve vanilyayı ekleyip iyice karışana kadar tekrar çırpın. Üzerine tereyağını 3 seferde, mikser orta seviyede çalışırken ekleyin. Her seferden sonra 30 saniye çırpın. Mikser düşük devirde çalışırken unlu karışımın yarısını ve sütü ekleyip 30 saniye kadar karıştırın. Daha sonra kalan unu ekleyip topaksız bir karışım olana kadar düşük devirde karıştırın.

Yumurta beyazlarını ayrı bir kapta kar gibi olana kadar yakşalık 3-4 dakika yüksek devirde çırpın. (Önce köpürüyor, sonra kıvam almaya başlıyor) Yumurta beyazları katılaşınca unlu karışımı ekleyin ve tahta bir kaşık veya spatula ile yumurta aklarını söndürmeden altan üste doğru hamur ve yumurta beyazını birbirine yedirin. Hamuru kalıba alın ve 25-30 dakika kontrollu olarak 175C fırında pişirin. 

Hamur pişene kadar ben yoğunlaştırılmış sütü yaptım. Sütü ve şekeri tencereye alıp karıştırın. Ocağın altını orta seviyede açıp kaynatın. Kaynayan süt taşacağı için, altını kısıp karıştırırsanız taşmaz ve o şekilde pişmeye devam eder. Yaklaşık yarım saat arada karıştırarak pişirin. Rengi ve kıvamı koyulaşacak. Kıvamı salep gibi yoğun ama akışkan bir hale gelince ocaktan alın ve soğumaya bırakın.

Kek soğuyunca fotoğraftaki gibi delikler açın. Ben bunun için bir çay kaşığının sapını kullandım ama kürdanla da yapabilirsiniz böyle geniş olmak zorunda değil. Kekin üzerine ılımış yoğunlaştırılmış sütü gezdirin. 30 dakika kadar bu şekilde bekletip sütü çekmesini sağlayın.    


Soğutulmuş süt kremasını bir kasede koyulaşıncaya kadar yüksek hızda çırpın ve içine önce 2 yemek kaşığı pudra şekerini ekleyin. Karıştırmaya devam edin ve tadına bakın, bana bu kadar şeker yeterli geldi çünkü hem yoğunlaştırılmış süt şekerli, hem kek hem de karamelize muz. Bu yüzden bu kremaya şekeri az koydum, siz çok tatlı seviyorsanız 4 kaşık ekleyebilirsiniz. 

Bir tavaya tereyağını alıp eritin. Biraz kızınca dilimlediğiniz muzları ekleyip bir iki kez çevirin. Daha sonra tuzu, tarçını ve şekeri ekleyip  3-4 dakika daha çevirin, karamelize olmasnı sağlayın. 

Çırpılmış kremayı kekin üzerine döküp keki kaplayın. Daha sonra üzerine karamelize muzu yayın. Dilimlediğiniz an yemeye hazır. 





Dienstag, 25. November 2014

ÇOCUK KİTABI RESİMLEMEK

İyi bir kitap resimleyicisi nasıl olabilirim? Çocuk kitapları resimlemek istiyorum. Yıllardır aklımda olan bir konu . Çocuk kitaplarına düşkünlüğüm sanırım bundan kaynaklanıyor. Resmimin illüstrasyona daha yakın olması da buna sebeb. Çocukken kitaplardaki resimlerin aynısını yapmaya çalışırdım. Şimdi vakit olsa kızıma aldığım kitaplardaki resimlerin aynısını oturup yapacağım.

Ama kendime özgü bir çizgim varken neden bunu kullanmayayım..
Resim yazısı ekle

Montag, 24. November 2014

Sosyal Okuma

Biz hiçbir zaman isimlerin ironik yaklaşımlarına bakmıyoruz. Hep ilk anlamlar bizim için gerçek anlam oluyor ve çoğu kez öyle kalıyor. Genellikle sorgulama becerimiz pek olmadığı için bu teori değişmez bir bütünlük içinde kendi yaşayışımızda. Örnek verecek olursak günümüzün en asosyal mecrası olan "Sosyal Medya". Bir yalnızlar rıhtımıdır kendileri, baktığımız zaman birçok varlık vardır ama bir o kadar da yoktur. Bu yüzden en önemli unsur bu mecrada hangi aşama ve hangi konumda, ne derece etkin olmalıyım?, cevaplarını vermektir.

 

Şimdi bu asosyal medya araçlarına bakalım, bakmadan önce bu yazıyı da okuyabilirsiniz:

 

sosyal medya

 

1- İnstagram

 

Sosyal medyayı asosyalleştiren aslında reel gerçekleri sanallaştıran anlardır. Yani insan zihninde bir takım kıskançlıklar yaratan, onların zihninde sanallaşmaya yol açan mecradır. Bunu en çok destekleyen araçlardan biridir, instagram. Bir fotoğraf paylaşırsın, sonra sende daha da daha da hissi uyandırır ve kapılırsın rüzgarına. İnstagramın en büyük dezavantajı aslında mahrem denen, kişiye ait olanların paylaşılmasıdır. Özgürcü denilen ve buna sınır konulmaya bir anlayışı vardır. Amerika, instagram olmasa da zamanında gençlerin sanal ortamlarda paylaştıkları yüzünden çok çekti aslında, intaharlara kadar giden boyutları var.

 

2- Twitter

 

Twitter aslında yarar zarar zincirinin terazisinde yerine göre kötü, yerine göre iyi boyutta. Bir deşarj aracı olsa da artık bir psikolojik bunalım aracıda olmaya başladı. Çünkü twitter insanı sosyalleştirmiyor, varolan sosyalliğini alıp ona sanal sosyallikler veriyor. Hani bu mecrada kalırsan mutlusun, bu yüzden senin benim için, benim için sen anlayışı... Ayrıca bu mecra da hiçbir haber edit edilmediği için, çatışmaların bol, ama sorgulanması az bir olaylar dizisine insanlar kurban gidiyor. İnsanlar artık günümüzde kişi sayısı, yani takipçi sayısı ile iktidarlarını bu alanda ilan ediyor. Bu onlara sosyal bir haz, sosyal bir iktidarlık sağlıyor.

 

3- Facebook

 

Msn gitti facebook geldi dediğimizde dünya küreselleşmeye ayak uydurduğu, teknolojik ilerlemeler kaydedildiği dönemde kapımıza geldi, facebook amca. İlk dönemler, kocasız kalan, intihar edenlerin mecrasıydı.(En azından ben öyle hatırlıyorum) Hatta yaş sınırlaması bile vardı. Çocuklar yaşlarını büyülterek girebiliyordu ancak. Facebook sosyalliğin en asosyal olduğu mecra. Çünkü içersinde bütün paylaşım argümanları var. Takip etme olanakları çok fazla ve insanlar takip edenleri sorgulamıyor bile. Ayrıca bilgilerinizin nerede ve nasıl paylaşıldığı belli bile değil. Bunun dışında kendinizi sanallaştırmak için her şeyi yapıyorsunuz misal "ilişkisi yok" misal "bugün yorgun hissediyor"...

 

4- Blogger

 

Blogger aslında bir sosyal medya aracı değil, bakıldığı zaman alternatif medya aracı. Çünkü insanlar belli toplumsal olgular, yapılan sistematik yayınlar nedeniyle bunları kabul etmeyip kendi medyasını, kendi yayını üretebiliyor. Fakat bloggerın da sosyal medya kalan, sosyal medyaya bakan tarafı var. İnsanlar burada da popüler olma, bir konuma gelme çabasında olabiliyorlar. Ki buranın çok kötü tarafı, kendi tanımsızlıklarına kendilerince anlamlı tanımlar ürettiklerini sanıyorlar. Aslında sosyalleşemiyorlar bu kötü. Şunu da belirtmeliyim ki en çok zarar veren mecra da bu. Çünkü insan verdiklerini de almak istiyor, belki facebooktaki bir resim ya da paylaşılan video bunu yapmaz, twitterdaki 140 karakterli twitte öyle, ya da instagramdaki anlamsız fotoğraf, ama blogger bunu yapar. 3 senedir bu mecra içindeyim, ve bunla ilgili çokça insan tanıdım, hatta bazıları blog yazmaya sosyalleşmeye başlayıp psikolojisi bozuk olarak çıktı. Bu anlamda blogger kısım kısım zararlara yol açabiliyor.

 

Baktığımızda diğer ülkelerde durum nedir bilinmez ama onlar o teknik ilerlemeleri zaten deneyerek geliştiriyorlar, bizse görerek bunu yapıyoruz. Bu anlamda bu mecralardan ne istediğimizi aslında tam bilmiyoruz. Ne amaçla bir twitter, instagram, facebook ya da başka bir şey açtığımızı bilmiyoruz. Bir sıkıntımız var ve kaçış arıyoruz, sonra bu mecralara girip anlam yaratmaya, ona verdiğimiz kadar ondan bir şeyler istiyoruz. Bu yüzdende saplantılarımız ve kayıplarımız oluyor. Ayrıca sosyalleşeyim derken normal akan, reel hayattan kendimizi soyutlayıp, yapay bağımsız bütünler oluyoruz. Bu yüzden çok akılcı ve yapısalcı bir yaklaşımla bu mecralara girerken gerek biz, gerekse eşimiz, dostumuz, çocuğumuza ben ne istiyorum? ve istediğimi nasıl kontrol edip ilerletebilirim? gibi sorular soruması gerek....

 

Yazar Hakkında: Ruhsuz Atmaca'nın, tek ve temel amacı insanlığa bir şey katabilir miyim?, katabilirsem nasıl olmadır?, bu soruları kendine sorarken bir anda kendisini blog dünyasında bulur.Ruhsuz Atmaca blogunun kapağında yer alan ve ismini verdiği "Atmaca", insanlara benzer duygulara sahip bir canlıdır. Yırtıcılığı nedeniyle isminin önüne "Ruhsuz" takısı gelmiştir. Blogun sloganı ise: "Yazdıklarım ve Yazacaklarım Atmacanın Bakışlarında Gizli..." oluşturur.

Sonntag, 23. November 2014

[Nachmachtipp] Schöne Sterne in 3D




Bastelfest

Endlich gehts wieder los! Heute in einer Woche, da brennt schon die erste Kerze auf dem Adventskranz und ich fange an zu basteln, kleben, schneiden und dekorieren. Das große Weihnachtsbasteln ist ausgebrochen und den Anfang machen ganz einfache, aber sehr eindrucksvolle 3D Sterne.

Die hübschen Sterne werden aus festem Bastelpapier gefaltet und lassen sich anschließend mit ablösbaren Poster-Klebestreifen an der Wand, auf Kränzen, auf selbstgemachten Kärtchen oder auf Päckchen anbringen.


In zwei Minuten gefaltet.


So geht´s:

Zuerst die Sterne in Wunschgröße auf Papier zeichnen und ausschneiden. Dann Falzlinien von den 5 Spitzen der Sterne zur gegenüberliegenden Seite falten. Dazu nehmt ihr, wenn ihr ein dickeres Papier benützt, ein Falzbrett oder aber einfach ein Lineal oder die Rückseite eines Messers.

Den Stern noch einmal auseinanderfalten, die langen Falze (entlang der Spitzen) nach außen falten, die kürzeren nach innen. Fertig. In zwei Minuten. :-)

Weihnachtlicher Wandschmuck



In etwa genau derselben Zeit hatte ich diesen kleinen Weihnachtskranz fertig. Mithilfe von einer Heißklebepistole (meiner Allzweck-Wunderwaffe) habe ich kleine Tannenzweige und meine gefalteten Sterne auf einen einfachen Drahtring geklebt.




Viel Spaß beim Nachbasteln und einen guten Start in die Woche morgen!
Alles Liebe,
Rebecca




Patates Salatası






Patates Salatası 



Malzemeler;

1 kg patates

1 adet kuru soğan

Kıvırcık

Limon suyu

Zeytinyağı

Sumak, Pul biber









Kim derdi ki bu salataya aş ereceksin. Bu tarif yayınlanmak için uzun zamandır bekliyor ama ben yine de öyle yazayım. Yemek bloggerıyız ya kısır, patates salatası falan yapmıyoruz hiç. Geçen yaz bir patates salatası aş eriyorum anlatamam. Ekşili, soğanlı, ama patates