Sonntag, 23. Februar 2014

187-) Allah İnsanları Neden İmtihan Eder..

Allah insanları neden imtihan eder?
Farkında olalım ya da olmayalım hepimiz sınavdayız. Bu sınavda kağıt, kalem yok. Bu sınavın kâğıdı, zahirî görüntüsüne göre bize tatlı veya acı gelen; hoşumuza gidip sevindiğimiz ya da üzülüp sıkıntı çektiğimiz olaylar, kalemi ise; bu olaylar karşısında takındığımız tutum ve davranışlardır. Burada, servet ve sıhhate şükredip gereğini yapanlarla, musibete sabredip tahammül gösterenler başarılı olmaktadır. Sınavın ağırlığı bizim manevi seviyemizi belirlemekte, büyük makamlar büyük sınavlar neticesinde elde edilmektedir. Sınavın süresi ise; ölümü de içine alacak şekilde hayatın tamamıdır.
Aslında, insan olarak var edilmiş olmayı benimsemek ve kabullenmek, bir bakıma sınava tabi tutulmayı kabul etmek anlamına gelir. Çünkü Yüce Allah insana, diğer yaratılmışlardan farklı olarak iyiyi ve kötüyü göstererek, iyiyi de kötüyü de seçebilecek şekilde özgür bir irade vermiştir. İnsan bu iradesini kullanarak iyiyi de kötüyü de seçebilecek bir donanıma sahiptir. İnsana bu şekilde özgür bir irade verilmiş olması ve insanın bunu benimsemesi ve bu durumundan hoşnut olması, aslında sınavı kabullenmek demektir.
Burada belki, “Bana irade verilmiş olmasaydı da sınava da tabi tutulmasaydım.” şeklinde bir itiraz gündeme gelebilir. Bu da “Ben insan olmasaydım da diğer yaratılmışlar gibi akılsız ve iradesiz olarak yaratılsaydım.” demek anlamına gelir. Hâlbuki Allah’a inanan, O’nu tanıyan, onu bilecek ve tanıyacak akıl, duygu ve yeteneklerle donatılan insanın, kendisini en şerefli varlık yapan bu büyük nimetleri reddederek sözgelimi hayvanlar, bitkiler veya cansız varlıklar kategorisinde olmayı arzu etmesi düşünülemez. İnsanın, bu muazzam kâinatı yaratanı bilip, ona delalet eden nizamı ve tabloyu gördükten sonra akıl ve irade sahibi bir varlık olarak yaratılmış olmamayı istemesi nasıl düşünülebilir?
Başımıza gelen sıkıntılar intihar etmeyi düşünmemiz için bir gerekçe olamaz. Bize düşen, yaşadığımız sıkıntıların sona ermesi veya azalması için gayret etmektir. Çektiğimiz sıkıntılar zamanla azalacak ya da yok olacaktır. Her şeye rağmen sıkıntılarımız devam etse bile çevrenizde sizden daha fazla sıkıntılar içinde olan insanları düşünmemiz gerekir. Felçli olarak yatan, devamlı bakıma muhtaç olup başkalarından yardım bekleyen; kanser hastası olup ta ağrıdan dolayı inim inim inleyen hastalar gibi… Ayrıca, sabretmemiz halinde, çektiğimiz her sıkıntının ahirette karşılığını bulacağınızı unutmamamız gerekir.
“İnsan niçin yaratılmış?” sorusuna sıkça muhatap oluruz. Böyle bir soruyu kendimize yahut bir başkasına sormamız, bizim için büyük bir İlâhî ihsandır. Şöyle ki: Bu soruyu güneş kendisine soramadığı gibi, bir başka yıldız da güneşe sorabilmiş değildir. Yine bu soruyu bir arı bir başka arıya yahut bir koyun berikine sormaktan acizdir. Demek oluyor ki, bu sorunun cevabını arayan insanoğlu, kendi varlığını istediği sahada kullanma konusunda serbest bırakılmış; bir arayış içinde ve bu konuda bir imtihana tabi tutulmuştur.
Bu imtihanı kazanmanın tek yolu, sorunun cevabını bizi yaratandan öğrenmemizdir. Bu noktaya varan insanlar gerçeğin kapısını çalmış olurlar. Ve kendilerine Kur’an lisanıyla, Peygamber diliyle cevapları verilir.
“Ben cinleri ve insanları, ancak bana ibadet -kulluk- etsinler diye yarattım.” ( Zâriyât Suresi, 56).
İnsan, bu kâinatı dolduran İlahi mucizelerin tefekkür ve hayreti icap ettirdiklerini bilecektir ki, tespih ve tekbir vazifesini ifa etsin.İnsan, başka insanlara merhamet etmesi gerektiğinin şuuruna erecektir ki zekât ve sadaka verme yolunu tutsun. Bütün bunlar imanın ve marifetin, yani Allah’a inanmanın ve onu tanımanın meyveleridir.
Işıklar âlemini de Allah terbiye ediyor, gözler âlemini de. Ve biz, güneşin ışık verecek şekilde, gözümüzün de ondan faydalanacak biçimde terbiye edildiklerini düşünerek Rabbimize şükretmekle kulluk vazifemizi yerine getiririz. Gıda maddelerinin yenilecek şekilde, ağzımızın, dilimizin, midemizin de onlardan faydalanacak tarzda terbiye edildiklerini nazara alarak Rabbimizin bu sonsuz ihsanlarını hayret ve teşekkürle karşıladığımızda, yine O’na karşı kulluk yaparak karşılık vermiş oluruz.
Kâinatın yaratılması insan için, insanın yaratılması ise kulluk(ubudiyet) içindir. İnsan bu hususta diğer varlıklardan daha üstün bir kabiliyette yaratılmıştır. Mesela, bir melek, bir meyveyi tefekkür ederken, dünün şekilsiz, renksiz elementlerinin bugün güzel bir varlık haline gelmelerini, sert ağaçtan bu yumuşak meyvelerin çıkmasını hayretle seyreder. Ama o meyvenin tadını, vitaminini, kalorisini düşünemez, tefekkür edemez. Zira yaratılış kabiliyeti buna müsait değildir.
İnsana bu noktada bambaşka bir kabiliyet verilmiştir. O, aklıyla, hayaliyle sadece hazır eşyayı değil, o anda görmediği nice şeyleri hatta geçmişi ve geleceği düşünebilir. Böylece fikri, düşüncesi, anlayışı ve feyzi birleşir. Eline aldığı bir meyveyi yerken, o anda bir milyonu aşkın canlı türünün sonsuz denecek kadar çok fertlerinin rızıklandıklarını, kendisinin de bu İlâhî sofradan faydalanan bir fert olduğunu düşünebilir ve böylece Allah’ın Rezzak ismini küllî manada tefekkür etme imkânına kavuşur. Dilerse, düşüncesini geçmiş ve gelecek zamanlara da götürür. Bütün zamanlarda ve mekânlardaki her türlü nimeti ve onlardan istifade edenleri, hayalinin yardımıyla, birlikte düşünür ve tefekkürü daha da artar.
İnsanın yaratılış gayesi olarak özetle şunları söyleyebiliriz:
-Ruhuna bir İlâhî ikram olarak takılan, ilim, irade, görme, işitme gibi sıfatlarını Allah’ın sıfatlarını bilmeye bir vasıta olarak kullanmak. Kendi ruhundan İlâhi sıfatları bilmek için açılan bu marifet pencerelerini iyi değerlendirmek.
-Akıl kuvvetini hikmet dairesinde, şehvet kuvvetini iffet dairesinde, gazap kuvvetini şecaat dairesinde kullanmak.
-Muhabbetini ancak Allah’a vermek ve mahlukatı da yine Onun namına, Onun isimlerine ayna olmaları, kemaline işaret etmeleri, cemalinden haber vermeleri cihetiyle sevmek.
- Bütün ibadetleri yapabilecek kabiliyette yaratıldığının şuurunda olup bütün ibadet çeşitlerinin ayrı ayrı feyizlerinden azami ölçüde nasiplenmeye çalışmak.
-Duygularının her biriyle Allah’ın rahmet hazinelerinden birini açmak, ondan güzelce faydalanmak ve her bakımdan şükretmek.
-Aczini ölçü alarak Allah’ın kudretini, muhtaç oluşuna bakarak Onun rahmetini, noksanlıklarını düşünerek Onun kemalini tefekkür etmek. Rabbini sonsuz kemal, rahmet ve kudret sahibi, kendi nefsini ise yine sonsuz aciz, fakir ve noksan bilmek.
- Ruhunu günahlardan, bedenini de her türlü kirlerden, pisliklerden uzak tutarak İlahi huzura çıkmak.
İşte insan bu gibi ulvî gayeler için yaratılmıştır. Ama ne yazık ki, birçok insan, kendini unutmuş ve bu gayelerden gafil olarak, sadece dünya hayatını rahat bir şekilde geçirmek için çabalar.
Bazı insanların “Belki de ben, var olmak istemeyecektim” diye yakınmalarına şahit oluruz. Bu konuyu iki yönden ele alabiliriz:
1. Allah’ın varlığını kabul etmeyen birisinin bunu sormaya hakkı yoktur. Çünkü ona göre Allah yoktur(!). Olmayan birisini hesaba çekmek ise mümkün ve normal değildir.
2. Allah’ın varlığı ve yüceliğine İnanan birisi için de, bu ifade yaratıcının hükmüne razı olmamak gibi bir isyan anlamı taşır. İnandığı halde, bu takdiri kavrayamayan kişiye şunlar söylenebilir:
- “Sana sorulamazdı. Çünkü sen henüz yoktun.”
- “Soru sormak için yaratabilirdi.”
- ” Yarattığı varlığa ” Seni yaratmamı ister misin?” diye sormanın bir anlamı olmaz.
O halde; Dünyaya gelmene pişman eden eğer sahip olamadıklarınsa bil ki, bunların hepsi gelip geçicidir. Sayılı günlerden ibaret olan dünyada neden sahip olduklarına bakmıyorsun? Varlık, hayat, insanlık gibi nimetleri tattın. Hoşuna gitmeyen haller itirazınla yok olacak değil. Allah ile savaşacağına kendi nefsinle savaş. Dünyaya isteyerek gelmedin, isteyerek de gitmeyeceksin. Yaratana tabi ol, iman et ve rahatla…
Ben hiç para biriktirmedim... 
İnsan biriktirdim. 

Arada bozuk olanlar çıktı; onları da harcadım gitti...

Samstag, 22. Februar 2014

186-) Sela İle Ezan Arasında Okunan Kabul Görmüş Dilek Duası..

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

Sırrı sübhan piri süleyman nuru can Muhammed..
Erde geçte dağda taşta müşkil işte yetiş ya Allah ya Muhammed.. 
Salladım selaya yolladım mevlaya sen muradımı kabul eyle gelecek cumaya..
La ilahe illallahMuhammed resulallah. 
Selalar sesiyle arş gölgesiyle,
sen muradımı kabul eyle melekler duasıyla kar yağdı sultan yüzü suyu hürmetine amin AMİN AMİN...


EZAN İLE SELA ARASI 7 KERE NİYET İLE OKUNACAK..
RABBİM CÜMLEMİZİN HAYIRLI DİLEKLERİNİ KABUL ETSİN. CUMA GÜNÜ OKUNUR..

185-) Manyetik Güç Dengelenmesi..Çok Faydalı Bir uygulama..

Eller ile herkesin yapabileceği bir uygulama olan manyetik güç uygulamasını bir kimse her fırsatta yapmaya devam ederse bir hafta sonra hayata çok daha farklı ve üstün bir bakış ile bakmaya başlar. O kimsenin ŞANSI çokça olup herşeyin güzeli ile karşılaşır. Morali her zaman çok iyi olur. Çokça rüyalar görür rüyalarıda hep güzel olur, Bir kimse ona bir kötülük yapsa Allaha Yemin ederim ki manevi alemden kötülük sahibine kısa zamanda bir bela erişir. Bunu yapan kimse baş ve diş ağrılarından tamamen kurtulur. Herkes onu sever o da herkesi sever. Basiretinde büyük açılma olur her işin ince manasına varır. Keşfi açılır neyle uğraşıyorsa o konuda sırlar öğrenir. Her anı neşe ve sürurla dolu olur, konuşması güzel ve hikmetli olup kimseyi kırmaz. Eleri dua eder gibi açın sonra avuçları birbirine çevirin biraz bekleyip hafifçe ileri geri hareket ettirin, mıknatısın zıt yönleri gibi birbirini ittiklerine şahid olacaksınız. Uygulama budur.. Ellerin bir birine olan mesafesi yaklaşık yarım metre civarında
olsun, bağdaş kurup oturmak daha uygundur, avuç içleri tam olarak bir birine baksın,
parmaklar bitişik olsun,sanki ellerinizin arasında bir yay varmışta siz
onu bastırıp gevşetiyorsunuz,bu şekilde hafifçe ve sakince uzaklaştırıp
yakınlaştırıyoruz. Amaç ellerin birbirini itmesini sağlamaktır. Eğer eller
birbirini çekiyorsa mesafeyi biraz daha açın. Bir kimsede ki ruh enerjileri
olumsuz olsa ,örneğin sağı solunun tesirinde olsa, malından sıkça
çalınma olur, belalara uğrar ,çok duygusal olup ağlaması çok
olur, rüyalarda yüksek yerlerden düştüğünü görür, sıkça kar görür, kendini
karanlık sokaklarda ışıksız kalmış olarak bulur. Genelde rüyaları böyle
olur. Fakat manyetik güç uygulaması ile sağ enerji solun tesirinden
kurtulup güçler dengelenmiş olur. İlk başlarda rüyalarında kendini bir
ilkbahar günü dere kenarında eriyen karların yanında bulur,sonra kendini
dağlarda bulur da her yer uçurum olup çıkış olmadığında aniden
yanıbaşında rahat bir yol bulur,işte bunlar enerjilerin dengelendiğini
gösteren misal alemindeki yansıyan görüntüleridir. Ellerin arasındaki bu
itme hissedildiğinde en az 30 dakika devam ediniz bittikten sonra
dilerseniz ellerinizi birbirine sürtüp yüzünüze sürebilirsiniz önemli olan
itmeyi hissettikten sonra uzun bir süre devam etmektir.. *** Gün içerisinde 30 dakikaya tamamlayabilirsiniz. Stresi tamamen yok ediyor ve çok pozitif neşeli bir insan oluyorsunuz. Beynimizde sağda fikirler var , solda onları gerçekleştirecek güç, ruhun sağındaki güç ile solundaki bir araya geliyor.Sağda radıyye , mardıyye , kamile nefsleri var. Solda emmara, levvame, mülhime var , bunlar bir araya geldiğinde hem iyi hem kötü ikisininde ortası acaib haller ortaya çıkıyor.. Ayrıca beynin sağ ve sol loblarınında ortaklaşa çalışmasını sağlıyor. Elektrik bile negatif ve pozitifle iş görür. Her şey çifttir. Bu güçler bir araya geldiğinde bir çekim yasası oluşuyor elde edemediğiniz istekleriniz varsa onlar dahi gerçek oluyor. Bir haftada değişikliklerin farkına varabilirsiniz..

184-) Kabuğunu Kır ve Hayatını Eline Al..

KABUĞUNU KIR VE HAYATINI ELİNE AL
Hayatımızın sorumluluğu sadece bize aittir. Seçimlerimizi başkalarına bıraktığımızda, hayatımızı da başkalarının ellerine bırakmış oluyoruz. Başkalarına göre yaşanan bir hayatta mutluluğa yer olabilir mi? Hayat seçimlerden ibaret değil mi? Seçimlerimizi mantığa değil, sadece kalbimizin isteğine göre yaparsak gerçek mutluluğu yakalamış oluruz.
İnsan yapmak istemediği hiç bir şeyi yapmamalıdır. Bereket ancak kalpten yapılan işler sonucunda bize gelir. Severek yaptığımız bir uğraşıda zamanın nasıl geçtiğini de anlamayız. Aslında, o anda başka hiç bir şey düşünmeyişimizdir bize böyle hissettiren. Biz buna anı ’da yaşamak diyoruz.
Evren sonsuz bereket içinde. Yaratıcı her birimize sonsuz bereketi vermiştir, bizler almayı bilememişizdir. Önce Allah’a ve hayata güvenmeliyiz. Bu ne demek? Gelecek korkusuyla yaşama demek. Geleceğimiz de yaratıcının teminatı altındadır. Biz ona gerçekten güvenirsek ve olan her şeyin bize bir şeyler öğretmek için olduğunu bilirsek, olumsuz gibi görünen her durum içindeki fırsatı da görebiliriz. Bu durumda yaratma gücümüzde gelişecektir. Hepimizin içinde yaratıcının bir parçası olduğuna göre, bizlerin de istediğimizi yaratma gücümüz var demektir. Zaten farkında olmadan hayatımızı biz şekillendirip sonra da kader deyip geçiyoruz. Oysaki kaderimiz bizim ellerimizde. Düşüncelerimiz, sözlerimiz ve seçimlerimizle kaderimizi oluşturuyoruz. Seçimlerimizi farkındalıkla yaptığımızda kaderimizi de farkındalıkla yaratmış oluruz.
Yapmamız gereken cesur olmak, kabuğumuzu kırıp hayatımızı elimize almak. Sevgilerimle...

Freitag, 21. Februar 2014

Sosyal Ağlarda Reklam Vermek

Reklam ve tanıtım, blogunuzu ya da pazarladığınız bir ürünü geniş kitlelere ulaştırmak için kullanılır. 2010’lu yıllarda bu cümleyi kurmuş olsam herkes sıradan bir bilgi ve normal bir yazıya giriş cümlesi sanardı. Ancak 2013 yılından itibaren devasa boyutlarda artan dijital reklamcılık bu tanımı değiştirdi: “Reklam ve tanıtım, blogunuzu ya da pazarladığınız bir ürünü alakalı kitleye ulaştırmak için kullanılır.”

Muhteşem hızla ilerleyen teknoloji, her geçen gün daha fazla isteğimizi doyurabilir hale geliyor. Dünyanın ilk web reklamı olan şu aşağıdaki reklamın üzerinden henüz 20 sene geçti. Yaşam için saniye kadar kısa olan bu sürede teknoloji şu an bizi “Son zamanlarda blogla ilgili arama yapmış, İstanbul’da oturan, 30 yaşından küçük erkeklere” reklamımızı gösterebilme noktasına geldi.

sosyal medya

Peki Sosyal Medyanın Reklamcılıkta Yeri Ne?

Sosyal medya ile ulaşabileceğiniz insan sayısına diğer reklam yöntemleriyle de ulaşabilirsiniz. Hatta çok daha fazlasına! O halde neden sosyal medya?

Loyalty denilen kavram, reklamcılıkta sık kullanılır. Türkçesi sadakat ve bağlılık olan bu kelime sosyal medyada geniş ağ oluşturmak isteyenlerin sürekli aklında. Sosyal medya, kullanıcılarınız ile birebir bağlantıya geçip, samimi bir dünya oluşturabileceğiniz güzide bir mekan. Daha özel bir dünya olduğu için de bağlılık kavramının oluşturulması daha kolaylaşıyor. TV’ de izlediğiniz bir reklamla o markaya bir sadakat hissetmeyebilirsiniz ancak sosyal medyada sizi merkeze koymuş bir uygulama çıkardığı zaman o marka işte o zaman bir bağlılık filizlenebilir. Nike Fuel Band ürününü duymuşsunuzdur. Bu bileklik, sosyal medyada bir uygulama ile eşleştirilebiliyor ve arkadaşlarınızla gerçek hayat sporunda yarışıyorsunuz. Hem “oyunlaştırma” kullanılmış, hem merkezde kullanıcı var. Buda yanında “Loyalty” getirecek elbette…

İkinci neden, tabi ki ucuzluk.  10 TL lik reklamla binlerce kişiye ulaşabiliyorum.  Ufak bütçeli bir blog siteniz dahi olsa bir anda binlerce kişiye blogunuzu gösterebilirsiniz. Ancak en baştaki durumu unutmayın. Facebook’a reklam verip “Türkiye-Genel” seçeneğini seçiyorsanız, kusura bakmayın ama siz teknolojiyi yakalayamadınız. Neden sitenizle veya ürününüzle ilgili kitlelere hitap etmiyorsunuz. Böylece dönüşüm oranlarınız çok daha iyi olacak!

Üçüncü neden, “earned media”. Yine reklamcılıkta çok duyulur. Türkçesi “Kazanılmış Medya”dır. THY reklamını hatırlayın. Messi ve Kobe ile olan reklamı. THY, X kadar para ödeyip bu reklamı yaptı ama daha sonra sen ben o, bu reklamı ailemize arkadaşlarımıza izlettik, ben Facebook’tan paylaştım, o da paylaştı, o da paylaştı sende paylaştın… THY bir X kadar daha para ÖDEMEYİP bu reklamı dünyaya yaydı. İşte bu sevgili okurlar Kazanılmış Medyadır. Viral reklam yapmak bu yüzden önemlidir. Kullanıcılar beğenirse o kadar hızlı yayılır ki, inanın reklam verseniz bu kadar etkisi olmazdı.

Umarım bu 3 maddenin işinizde ve tanıtımlarınızda faydası olur. Lütfen sadece Facebook hesabı açıp işi bırakmayın. Diğer sosyal mecralarda da bulunup sizinle ilgilenebilecek insanlara ulaşmanız çok yerinde olacaktır…

Yazar Hakkında: DijiAdamblogculuğu ve bilgiyi paylaşmayı çok seven, yazdıkça yazası gelen, çocuk ruhlu bir insan. 

Donnerstag, 20. Februar 2014

183-) Esma-ül Hüsnayı Okumanın Faziletleri..

Allah'ın mübarek isimleri ve okumaktaki faydalarını Değerli Kardeşlerim için ekliyorum..
Öncelikle faziletlerini yazalım :1. Hergün sabah namazından sonra yerinden kalkmadan ve dünya kelamı konuşmadan, Esmâ-ül Hüsnâ yı bir defa okuyan kimse o gün akşama kadar, akşam namazından sonra okuyan kimsede sabaha kadar şeytanın şerrinden, ani ölümden, her türlü kaza ve belalardan emin olur.
2. Hergün sabah namazından sonra bir veya üç defa okuyan kimse, dünyada ve ahrette aziz olur. İnsanlar arasında sevilen ve hürmet gören birisi olur. Kabir azabından ve cehennem ateşinden emin olup, cennete girer.
3. Hak Teala hazretlerinden bir dileği olan kimse yedi (7) gün sabah veya gece 7 defa Esmâ-ül Hüsnâ yı okursa, Allah Teala o kişnin dileğini yerine getirir.
4. Herhangi hayırlı bir dilek ve maksat, mübtela bulunduğu bir bela ve felaketin defolup gitmesi için niyet ederek gece yarısından sonra, bilhassa seher vakti iki diz üzerine kıbleye karşı oturup 41 defa Esmâ-ül Hüsnâ yı okuduktan sonra ellerini açarak dua eden kimsenin, Allah Teala hazretleri maksadına ulaştırır. 5. 99 defa okuyanların her dileği kabul olur.. Esmaların okunması hakkında: Esmâ-ül Hüsnâ okunurken her ismin başına nidası ilave edilir. Rahmân, Kerîm gibi..
Mübarek Esmaül HüsnaHüvallahüllezi la ilahe illa hüver rahmanirrahim.Elmelikü elkuddüsü esselamü elmü’minü el müheyminü elazizü elcebbarü elmütekebbirü el haliku elbariü elmüsavvirü elğaffarü elkahharü elvehhabü errezzaku elfettahu elalimü elkabıdu elbasitu elhafidu errafiu elmuizzü elmüzillü essemiu elbasiru elhakimü eladlü ellatifü elhabiru elhalimü elazimü elğafuru eşşeküru elaliyyü elkebiru elhafizu elmukitü elhasibü elcelilü elkerimü errakibü elmücibü elvasiu elhakimü elvedüdü elmecidü elbaisü eşşehidü elhakku elvekilü elkaviyyü elmetinü elhamidü elmuhsi elmübdiü elmuidü elmuhyi elmümitü elhayyü elkayyümü elvacidü elmacidü elvahidü elahadü essamedü elkadiru elmuktediru elmukaddimu elmuahhiru elevveli elahiru ezzahiru elbatınü elvali elmütealü elberru ettevvabü el Müntekimü elafüvvü erraüfü malikelmülkü zülcelali velikramü elmuksitu elcamiu elğaniyyü elmuğni elmaniu eddaru ennafiu ennuru elhadi elbediu elbaki elvarisü erreşidü essaburu.faydalı olmasını dilerim.. Sevgilerimle..

Broiled Chicken Marinated in Pomegranate Juice (Nar Suyu ile Izgara Tavuk)

There was a pomegranate in the fruit drawer of my refrigerator for a long time. For weeks and weeks (pomegranates can keep for months) every time I would open the drawer to grab a quick piece of fruit, it would stare at me and I would stare back at it thinking that it is time to eat it. This repeated almost every day for quite some time until finally I had an idea (certainly not a new one) that I could use its juice in my cooking as it is cumbersome to eat the pomegranate. It is more cumbersome to open it and remove all the juicy seeds! Since I finally went through all that trouble to open it and remove the seeds, I thought I would eat half of it. The other half went into the blender to create the juice.
 
With my little ones and my job, it is very hard to find the time to cook or enjoy a piece of fruit by myself. As a person who loves to eat good food, I miss cooking and eating well. For a few months, we tried to eat prepared food since we had no choice (either that or we went hungry), but I got tired of it quickly. Now, I try to cook maybe once or twice a week with whatever is leftover from the boys’ meal ingredients. Since my babies started solid food, I have been cooking their meals as I refuse to give them prepared foods. No matter what, I do make the time to cook for them. I just had to reorganize my priorities. I did try to feed them prepared meals only a couple of times, however I know what I cook for them is far better and healthier. Their meals include but not limited to eggs, salmon, dover sole, chicken, beef, lamb, tofu, fennel, leeks, swiss chard, carrots, beets, collard greens, red, brown or black rice, bulgur, a variety of fruits (fresh and dried), nuts and etc. I also incorporate different types of spices as I want them exposed to these spices early on so they will be open to different types of flavors. I use cumin, cardamom, cinnamon, turmeric, curry, red pepper paste (mild), ground black pepper, red pepper (mild), thyme, garlic, parsley and etc. in their meals. They like it all and I am happy to see that as they are only 15 months old.
 
This chicken recipe was created for them and I added a couple extra pieces. The chicken was delicious. The skin looks burned due to the red pepper paste, but the chicken itself was very moist and flavorful.  With rice and salad, it was just perfect for me. My boys liked it very much too. I hope you will also enjoy it.
 
4 pieces of chicken legs (any part of chicken works)
½ large pomegranate (or 1 small one)
Juice of 2 lemons
1 tsp red pepper paste
1 tsp ground black pepper
1 tsp salt
2 tbsp olive oil
 
Blend the fresh pomegranate and strain to remove the seeds. Discard the seeds and add the lemon juice, red pepper paste, ground black pepper and 1 tbsp olive oil. Blend again. Puncture the chicken pieces from several places with a fork to allow the sauce to get inside the meat. Place the chicken in the sauce and refrigerate for 2-3 hours.
 
 
Remove the chicken from the sauce and place in a baking dish. Sprinkle the salt on both sides of the chicken pieces and drizzle with the rest of the olive oil.
 
Bring the oven to a broil and broil 5-7 minutes on each side or until the chicken is cooked.
 
Note: Ovens may vary, therefore there may be a need to adjust the cooking time. Also, the amount of the pomegranate doesn’t really matter that much as long as you have enough juice to cover all the chicken.